Blog,  Göksel'den Hashtag,  Yazılar

Ankara Kalesi’nde Londralı Victoria

Oldum olası kafamı dinlemek için kaçtığım yegane istasyonlardan birisi Ankara Kalesi’dir. Ankara’nın başkent olmadan önceki kasaba ruhu, samimiyeti ve huzurunu yaşamak beni çok dinlendirir. Altındağ’da bulunan onlarca türbenin, tarihi caminin hissettirdikleri de cabası. Bugün ise meditasyon amaçlı yaptığım gezinti sırasında Victoria isimli bir kadın ile tanışıp kendisinden çok şey öğreneceğimi bilmiyordum.

Mart ayının ve Ramazan’ın sonlarına doğru, ilkbaharın kendini tüm güzelliği ile gösterdiği, sakin bir Cumartesi gününde kafamın içindeki seslerden uzak, Ankara Kalesi civarındaki antikacıların arasında kaybolmuştum. İyice yürüdükten sonra hem dinlenip hem de bir şeyler yazmak için sürekli tercih ettiğim, kuytuda kalan ama manzarası müthiş bir kafeye oturmak istedim. İçeri girip en sevdiğim köşeye geçecekken sonradan 62 yaşında olduğunu öğreneceğim yabancı bir kadın ile İngilizce selamlaştık. Benim orada çalıştığımı düşünerek benden kahve istedi. Hiç bozuntuya vermedim ve içeri girip görevli genç kıza kadının siparişini ilettim. Daha sonra benim orada çalışmadığımı anlayınca gülümsedi, özür diledi ve sohbet etmeye başladık. İsmi Viktoria olan bu hanım hayat hikayesini anlatmaya, ben de dinlemeye epeyce hevesliydik. Bence hayat dersi niteliğinde anlattıklarını sizlere kendi dili ile aktarmaya çalışacağım. Bir de çok özendiğiniz Amerikan emperyalizmi dayatması “bireyselci” hayatı, gerçek bir Avrupalı’dan dinleyin bakalım!

Hayat cesaret ister. Ben eşimden 22 yıl evvel ayrıldım. Çok seviyordum, çok aşıktım ama çok fazla alkol alıyordu ve bu bizi kötü etkiliyordu. Sonunda çocuklarımı da alıp onu terk ettim.  Aslında Litvanya’da yaşıyorduk. Çocuklarımı da alıp Londra’ya gittim. Hiç gocunmadan her işte çalıştım, çünkü çocuklarıma karşı sorumluydum. Temizlikçilik yaptım, garsonluk yaptım, her işte çalıştım. Ve artık hepsi büyüdü, evlendi, torunlarım var. Oysa ki boşandıktan sonra çocuklarımı devlete verebilirdim, devlet kurumları çocuklarıma bakabilirdi. Ama bizler insanız. Doğada kuşlar bile yavruları için savaşırken, bir insan kendi yavrularını bırakır mı?

Şimdi de 84 yaşındaki annem benimle yaşıyor. Ona bakıyorum. Kızım da bakmama yardım ediyor. Şimdi pek moda olmuş, insanlar annelerini bakım evlerine, huzurevlerine bırakıyorlar. Neden? Anneme bakmayacaksam ben neden varım? Annem yaşlı, hasta ama onu kendi kaderine terk edemem. Bu insani bir sorumluluk. Şimdi Türkiye’ye damadımın ailesini ziyarete geldik (kızı Konyalı bir erkekle evlenmiş). Ve annemin yanında ortanca kızım duruyor. Bunlar insana, hayata dair şeyler. Ben hayatın bana verdiği sorumlulukları sevgiyle kabul ettim. Ve inan bana genç adam, bitmez sandığın bütün sorunlar çok hızlı şekilde bitiyor. Zamanın kanatları var, uçuyor…

Bazen annemle kavga ediyoruz, küsüyoruz. Ama asla birbirimize iyi geceler demeden yatmıyoruz. Çünkü yarının olabileceğinden emin olamayız. Kimsenin Tanrı ile kontratı yok değil mi genç adam. O yüzden ne olursa olsun sevdiklerimle vedalaşmadan, iyi dilek dilemeden yatmayız. Sana da aynısını tavsiye ederim…

Torunlarımın fotoğraflarına bakmak ister misin? (İki erkek, bir kız torununun resmini gösteriyor telefondan). Geçenlerde şu küçük oğlana telefonu elinden bırakmasını, artık video izlememesini söyledim. Babaanne, sen bana karışamazsın dedi ve mızmızlandı. Üç kez daha tekrarladım. Sonunda bana, “sen bana karışamazsın” diye bağırdı! Şaplağı yapıştırdım suratına! Çok şaşırdı. Babası geldi ve “anne, biz çocukları böyle terbiye etmiyoruz” diyecek oldu. Lafını anında keserek, “bana bak, karşında annen var, şimdi sana da şaplak gelir görürsün!” dedim. Oğlum benim ne demek istediğimi ve haklı olduğumu anladı. Bu kez dönüp oğluna, yani torunuma şunu söyledi, “babaannene karşı saygılı ol, ne derse yap”. Sonra dönüp gülümseyerek ekledi; “ayrıca şaplakla kurtulduğun için şanslısın, biz küçükken sopası vardı”…

Victoria’nın anlattıkları beni derinden etkiledi. Dahası da vardı. Babalarımızın vefat ettiği dönemleri konuştuk, karşılıklı ağladık. Uzun uzun dertleştik. Birbirimizi hiç tanımıyorduk ama insanız işte, ne çok ortak duygu paylaşıyorduk. İnsan olmak böyle bir şey değil midir zaten? Ankara Kalesi’nde Avrupalı bir kadın ve ben. Sohbetimiz bitip sevgiyle vedalaştığımızda ikindi güneşi akşam vaktine doğru ilerliyor, tüm Ankara’yı sarıya boyuyordu. Gölgeler uzuyor, hava serinliyor, saksağan sesleri sessizliği süslüyordu. Victoria’nın söylediği gibi, zaman kanatlarını çırparak hızla seyahatine devam ediyordu…

Sevgimle…

Göksel Aksel

 

Fotoğraf Kaynak: Facebook

Bir cevap yazın