Ünlü Sanatçı Kadri Özcan ile Söyleşi
Çocukluğumdan beri tanıyor olmaktan büyük muyluluk ve gurur duyduğum, çalışmalarını severek takip ettiğim sevgili arkadaşım, ünlü sanatçı Kadri Özcan kültür sanat köşemizin konuğu oldu. Kadri Özcan ile, oldukça verimli geçen 2025–2026 tiyatro sezonunu; Devlet Tiyatroları’nda sahnelenen Sen de Gitme Triyandafilis deneyimini, Devlet Opera ve Balesi için yönettiği Don Giovanni prodüksiyonunu ve Tiyatro Libra çatısı altında hazırladığı yeni projeleri konuştuk.
Göksel Aksel: 2025-2026 tiyatro sezonunu senin açından nasıl geçti, nasıl değerlendiriyorsun?
Kadri Özcan: Benim için verimli bir sezondu. Devlet Tiyatrosunda Sen de Gitme Triyandafilis çalıştık. Devlet Opera ve Balesi’nde Don Giovanni rejisini yaptım. Eş zamanlı olarak oyunlar yazdım, adaptasyonlar yaptım, bolca araştırdım, okudum, yazdım. Uluslararası dev bir festivalde jüri görevine seçildim. Aynı festivale danışmanlık da yapıyorum. Kariyerimin birçok noktasında festival sanat yönetmenliği yaptığım için kendi alanımda bu anlamda ilerlemeyi de oyunculuk kadar seviyorum. 2026 bitmeden Tiyatro Libra’da iki tane rejim de prömiyer yapacak. Yani başta da söylediğim gibi oldukça verimli bir sezon geçiriyorum.

Türk Operası için dönüm noktası!
G.A. : Bu sezon senin için dönüm noktası diyebileceğin bir an yaşandı mı?
K.Ö. : Dönüm noktası olarak anlatabileceğim en önemli olay Don Giovanni oldu. Sadece benim için değil, bence Türk Operası için de bir dönüm noktasıdır. Post modern bir yapıt yaratmak oldukça zordu. Çünkü ülkemizde fazlaca klik ve sabit bir bakış açısı var operaya karşı. Hem seyirci hem sanatçı hem de sanat yönetimleri açısından sabit bir bakış açısı var. “Opera böyle olur” algısını kıran bir çalışma gerçekleştirdik. Post modern bir opera eseri ürettik. Solistlerin sadece birer solist değil oyuncu olarak da var oldukları, dans ettikleri, akrobasi yaptıkları, kombat sahneleri olan bir eser üretmiş olmak heyecan vericiydi. Korkusuzca dünyanın her yerinde sahnelenebilecek bir eser üretmek bence bu senenin dönüm noktasıydı diyebilirim.
G.A. : Sanat hayatın boyunca birçok farklı rolde yer aldın. Bu sezon seni en çok zorlayan ya da geliştiren proje hangisiydi?
K.Ö. : Zorladı denemez ama Tridiyandafilis’te yeni bir deneyim yaşadım. 360 derece oyunculuk teknik anlamda bizler için oldukça karmaşık, aynı zamanda eğitici bir süreçti. Oyunculuk hayatımda ben yeni şeyleri tatmayı daima sevmişimdir, bu deneyim de onlardan biriydi.

G.A. : Sezon boyunca seyirciden aldığınız en unutulmaz geri dönüş ne oldu?
K.Ö. : Bu sezon Trabzon’da Palto için aldığım enteresan bir yorum vardı. Seyircilerimizden biri, “Palto’yu Gogol sahneye koysaydı senden başka oyuncu kullanamazdı” yorumunda bulundu. Hem enteresan hem de gurur verici bir yorumdu.

G.A. : Oyuncu, yönetmen ve yazar kimliklerin arasında geçiş yaparken bakış açın nasıl değişiyor?
K.Ö. : Bu kimlerin tümü benim için bir arada, ayrık değiller. Bence bir oyuncu aynı zamanda dramaturji yapmak zorunda, aynı zamanda yönetmenden ayrı olarak kendi karakterinin rejisine de çalışmak zorundadır. Bu anlamda tümü iç içe geçmiş durumda ve ayrı değerlendirilemez diye düşünüyorum. Bazen yönetmen kimliğim yazar kimliğimin yazdıklarını beğenmiyor. Aralarında çatışma çıksa dahi sonunda yönetmenin dediği oluyor.
Kadri Özcan ilkeleri.
G.A. : Bir oyunu sahneye koyarken vazgeçilmez ilkelerin nelerdir?
K.Ö : “Ne olursa olsun realize edilebilir” mottom vardır. Yoluma çıkacak tüm engellere rağmen pes etmemek en önemli ilkem diyebiliriz. Türkiye’de sanat üretmek engellerle sınırlanabiliyor. Bazı projeler öngörülebilir ya da öngörülemez engeller sebebiyle yarım kalabiliyor, terkedilebiliyor. Ben tüm engelleri düşünüp farklı farklı planlar yaparım. Bu planların ortak amacı en iyi ihtimal ve en kötü ihtimal arasındaki tüm ihtimaller dahilinde oyunu üretebilmektir.
Türk tiyatrosunun kimliksizliği!
G.A. : Günümüz tiyatrosunun en önemli sorununun ne olduğunu düşünüyorsun?
K. Ö. : Çok basit, kendi tiyatromuzu üretemiyor oluşumuz. Türk tiyatrosu bir gelenekten beslenmek yerine ihraç ürünleri ile kendine bir yol bulmaya çalışıyor. Oyunculuk tekniği, yazar tekniği ve yönetmen vizyonu milli olmayan, yani bu topraklardan çıkmamış ihraç fazlalarıyla oluşturulduğu için hep sahte ve evrensel sanattan çok uzat üretimler yapılmakta diye düşünüyorum. Türk Tiyatrosunun kimliksizliği dünyada da kabul edilmiş durumda.
G.A. : Dijitalleşen dünyada tiyatronun geleceğini nasıl görüyorsun?
K.Ö. : Karamsar bir yerden değil, mutlu bir yerden bakıyorum. Dijitalin, teknolojinin bize destek verdiğini düşünüyorum. Bunu söylerken bolca projeksiyon kullanalım, bu da bizi rahatlatır gibi de bakmıyorum. Ne yazık ki ülkemizde teknoloji deyince projeksiyon anlaşılıyor. Bir projeksiyon ya da mapping koyulduğunda çok teknolojik bir oyun yapmışsınız denilebiliyor. Tiyatronun teknolojiden, daha doğrusu yapay zekadan korunduğu nokta seyircinin, oyuncunun maharetini izleme gereksinimidir. Yani oyuncu orda bir aksiyon, bir jest, bir duygu geçişi ile özel bir maharet sergiler. Tiyatrodan bunu alırsanız, bu tiyatro olmaz. Teknoloji ile süslemek ile sanat arasında büyük bir fark olduğunu bilmek gerekir.

G.A. : Sence bugün seyircinin tiyatrodan beklentisi geçmişe göre değişti mi?
K.Ö. : Tiyatro seyirciye ne verirse bir süre sonra bu seyircinin de kabulüne dönüşür. Burada tartışılması gereken seyircinin istemi değil, tiyatronun hangi vizyon ve estetikle üretim yaptığıdır. Siz hangi seviyede bir seyirciye hitap etmek istiyorsanız o seyirciyle buluşursunuz. Bu anlamda seyircinin değil tiyatroların vizyonları tartışılmaya açılmalı bence.
Oyuncunun tek görevi ezber yapmak değildir.
G.A. : Genç tiyatrocuların bugün en çok geliştirmesi gereken yön sence nedir?
K.Ö. : Genç tiyatrocuların bence kaçırdığı en önemli şey tiyatronun ne olduğu. Bir oyuncunun sahne üzerindeki görevleri sadece ezber yapmak ya da oynamak değil. Oyuncu “düşünen insan” olmak zorunda. Ve sahneye çıktığı zaman bu düşünceleri aktarmakla yükümlü olan insandır. Tabi ki geleceği çok parlak ve yetenekli oyuncular görüyorum ama oyuncuların tiyatroya bakış açılarında bir mana göremiyorum. Bazılarının neden tiyatroda olduklarını anlamıyorum.
G.A. : Yeni sezonda izleyicileri hangi projeler bekliyor?
K.Ö. : Tiyatro Libra’da iki tane yeni oyunumuz var. Biri “Hamlet Yanılmış Olabilir mi” isimli komedi. Hamlet tragedyasına Türk geleneksel oyunculuk tekniği ile yeni bir bakış açısı getiriyoruz. Oyunumuz Hamlet’in ölmediği başka bir gerçeklikte geçiyor.
Diğeri ise E. Hoffmann’ın ünlü öyküsü “Sandman”i sahne için yeniden adapte ettim. Bir kişinin çocuklukta yaşadığı bir travmadan ne kadar etkilenebileceğini anlatan sürükleyici bir oyun oldu. Bu oyunu her zamanki gibi yurt dışı festivallere de hazırlıyoruz.

Tiyatro değil ünlü sirki!
G.A. : Türkiye’de özel tiyatroların bugün karşı karşıya olduğu en büyük sorun sence nedir?
K.Ö. : Fason ünlülerin oyun yapması ve binlerce kişiye “pahalı” bilet satarak ünlü sirkleri kurulması.
G.A. : Devlet tiyatroları ile özel tiyatrolar arasında nasıl bir denge kurulmalı?
K.Ö. : Bence denge sorunu yok. Bence Devlet tiyatroları özel tiyatroların hizmet veremediği, seyirci bulmakta zorlandığı noktalara yönelmeli, büyük şehirlerde obezleşip kalmamalı. Örneğin Devlet Tiyatroları’nın Ankara’da 15 sahnesi var. Bu Ankara’nın özel tiyatroları için yıkıcı etmendir. Halbuki devlet tiyatrosunun amacı tüm Türkiye coğrafyasına erişmek olmalıdır. Mesela Devlet Tiyatroları Ankara’da iki büyük sahne bırakıp geri kalan gücünü taşraya aktarabilir. Bu hem özel tiyatrolar için faydalı olur, hem de taşra seyircisi büyük prodüksiyonlar izleyebilir.
Oyarım!
G.A. : Boş zamanlarında seni sahneden uzaklaştıran hobilerin neler?
K.Ö. : Oyuyorum! Evet ahşap ve taş oymacılığı yapıyorum. Keyifli bir hobi. Ama tiyatrodan uzaklaşmak benim için söz konusu olamaz.
Bunları da beğenebilirsiniz
İş Yaşamında Nefret Duygusu
17 Kasım 2024
Yeşim Salkım Dubai’yi Salladı!
16 Şubat 2026